Arama

Uncharted: Drake's Fortune


azı firmalar vardır ki, üzerinde çalıştıkları her oyun büyük bir kitle tarafından takip edilir. Oyun daha piyasaya çıkmadan üzerinde aylarca konuşulur ve herkes bu firmaların yapacağı oyunların kötü olmayacağı üzerinde hem fikirdir. Naughty Dog, Playstation dünyası için işte böyle bir firma. Crash Bandicot, Jak and Daxter gibi çok sağlam oyun serilerine imza atmış olan firma artık Playstation 3 için oyun yapacaklarını açıkladıklarında, biz oyun severler de yeni nesil sisteme yapacakları bu ilk oyunu dört gözle beklemeye başlamıştık. Firmanın ilk Playstation 3 oyunu Uncharted: Drake's Fortune yaklaşık iki buçuk senelik bir çalışmanın sonunda piyasaya sunuldu.

Naughty Dog ekibinin diğer oyunlarını oynamış olanlarınız bilirler, bu firma macera ve platform konularında ustadır. Uncharted'da da bu öğeler yine başarı ile kullanılmış. Fakat Uncharted'da, yapımcı firmanın eski oyunlarındaki çizgi film tarzı yerine gerçekçi sanat öğelerinin ön planda olması göze çarpıyor. Bu gerçekçi grafik ve animasyonları güzel bir Hollywood tarzı senaryo ile birleştirince karşımıza Uncharted çıkıyor.

Hollywood tarzı macera

Oyunun konusu, karakterleri ve senaryosu gerçekten bir macera filmi niteliğinde. Hepinizin bildiği Indiana Jones ve Tomb Raider maceralarını birleştirseniz ortaya çıkan karışım Uncharted'dan çok farklı olmaz sanırım. Oyundaki karakterlerin konuşma tarzları ve hatta esprileri bile bir Hollywood filmini aratmayacak şekilde.

Başrol karakteri Nathan Drake, bir hazine avcısı. Drake karakteri, mizah anlayışı ve dostlarına olan sevgisi ile oyuncunun hemen sevebileceği ve kendi yerine koyabileceği bir karakter. Zeki, gözü pek ve bulmacalardan hoşlanan bir macera sever, her tür silahı kullanabilen ve yakın dövüşlerde yumruklarını iyi konuşturabilen, deneyimli bir hazine avcısı olarak, oyunda rolüne çok yakışan bir kahraman.

Drake hep boynunda taşıdığı, aile ağacından 15. yüzyıl kaşiflerinden Sir Francis Drake'in yüzüğündeki şifrelerden çözdüğü koordinatlardaki büyük bir hazine peşindedir. Çok yakın dostu Victor Sullivan ile bu maceraya atılırken, belgesel film yapımcısı Elena Fisher'da elinde kamerasıyla haber peşinde kahramanlarımızla birlikte dolaşmaktadır. Senaryoda olayların gelişimi istenmeyen bir şekilde değişince oyunun genelinde Drake ve Elena beraber hareket etmek zorunda kalıyorlar. Elena karakterini yönetemesek de oyun boyunca Drake'le birlikte maceranın içerisinde aktif bir şekilde rol alıyor. Hatta silahlı çatışma sahnelerinde bile size yardımcı oluyor ve kötü adamlara beraber kurşu yağdırıyorsunuz.

Platform tarzına yeni bir nefes

Oyun Hollywood tarzı bir macera oyunu olunca, onlarca silah çeşiti ve patlayıcı senaryonun büyük bir parçası oluyor tabii ki. Drake oyun boyunca değişik tabancalardan, pompalı tüfeklere, otomatik silahlardan, dürbünlü tüfeke kadar bir çok silahı kullanabiliyor. Tabii ki yakın dövüşlerdeki başarısı da unutulmamalı. Bir düşmanla yakın mesafede karşı karşıya kaldığımızda tuşlara doğru kombinasyonlarda basarak onlarca değişik hareket yapabilirsiniz. Bu yakın mesafe komboları oyuna güzel bir hava vermiş olsa da malesef bir çok sahnede rakipleriniz çok sayıda ve silahlı bir şekilde geldikleri için fazla kullanamıyoruz.



Çatışma sahnelerinde ortamı ve ortamda bulunan nesneleri siper olarak kullanabiliyorsunuz. Neredeyse her taş parçasının, kutunun veya yıkıntının arkasına saklanabiliyoruz. Tabii düşmanlarınızda aynı şekilde siperlerin arkasına saklanıyorlar. Fakat malesef çatışma sahneleri oyunda dengesizce hazırlanmış. Aksiyon olarak zevk alsanız da silahların rakipler üzerindeki etkisi çok başarısız seviyelerde. Mesela bir otomatik silahla 8-10 kez vurduğunuz bir düşman ölmeyebiliyor. İşin tuhaf yanı bacağından vurduğunuz bir düşman vurulduğu an bacağını tutuyor ama sonra kalkıp diğer sipere koşabiliyor. Kafasından vurduğunuz bir düşman ise kesinlikle bir vuruşta ölüyor. Bu dengesizlikler bazen çatışma sahnelerinden soğumanıza debep oluyor.





Need for Speed: ProStreet


Ters giden birşeyler var

aha olmayan giriş demosundan birşeylerin ciddi ölçüde değiştiğini kavramıştım. Evet NFS kesinlikle bizim yıllardır tanıdığımız oyun değildi artık, o bir Grand Turismo-SSX kırmasıydı. Olmamıştı. Peki ne olmuştu?

Birlikte geçirdiğimiz bunca yıldan sonra NFS�den böyle bir çalım yiyebileceğimi hiç düşünmemiştim doğrusu. Ne yalan söyleyeyim Carbon�dan sonra benim NFS�den beklentilerim çok farklıydı. Gecelerin asi yarışçısından pistlerin havalı ama şaşkın çocuğuna dönüşmemizin hikayesi olacak bu anlatacaklarım.

Dörtlülerimizi yakalım

Oyuna ısınmak için öncelikle NFS ile bildiklerimin bir kısmını unutmam gerekti. Çünkü modifiyeli sokak arabalarıyla asfaltı ağlattığım geceler artık yoktu. Daha beteri açılışta oyunda bana eşlik edecek olan güzel hanımı da çok bekledim ama gelmedi. Onun yerine görsel olarak başarılı sayılabilecek retro-urban çizgisine sahip ama son derece kullanışsız ve tekdüze menülerle başbaşa kaldım. Oyuna gözlerimi açmamla beraber EA beni çevrim içi ortamlarına davet etti, ben de onu kırmadım. Anladım ki serinin bu ayağında çevrim içi hasımlarımızla çok içli dışlı olacaktık. Gerçekten de EA bu noktada seriyi bir adım ileri götürmüş ve çok detaylı bir çevrim içi oyun düzeni kurmuştu. Ama ben hala Cross gibi azılı bir polisin nefesini ensemde hissetmenin umuduyla menülerde aranmaya devam ettim.



Sağa çekip kaputu açalım

Öncelikle NFS ismini aklımdan sildim, ön yargılarımı da bir kenara bıraktım ve önceki oyunlardan artık aşina olduğum üzere kariyer moduna başladım. Bana ilk sorulan soru ne miktarda sürüş yardımı almak istediğim şeklinde oldu. Serinin daha önceki oyunlarında bu detay sadece küçük bir ayarken daha kariyer moduna başlarken agresif bir biçimde oyunun bu soruyu bana dayatmasının tek bir anlamı olabilirdi o da sürüş dinamiklerinin ciddi şekilde değişmiş olabileceği idi. Nitekim öyle de olmuştu ama buna daha sonra değineceğim.





Burnout Paradise


laystation 3�üm yok ama artık yeter dedim. Hemen gittim, en yakın PS3 satan bir yere değil de arkadaşıma, dedim aç şunu bağlıyoruz PSN�ye. Sonunda demoyu kurduk ve oyuna daldık. Dalmaz olaydık...

Ufak tefek videolardan sonra kontrolü ele aldığımız bölüm geldi ama biz beklemedeydik. Dedik ki daha video bitmedi arabayı tanıtıyor (sanırım Mustang idi). R�ye dokunmamla zaten ufaktan bir sarsılma yaşadık topluca. Criterion sen ne yaptın dedim kendi kendime içimden.

Nerden baksanız bir 10 dakika sadece arabanın hatlarını inceledim kamerayı çevirerek. O kadar mükemmel çizilmiş ki bırakın oyunu oynamayı sadece arabayı izleyin yani. İlk başlarda hafif bir gazla ilerleyerek arabanın etrafında kamerayı çevirip çevrenin gerçekçi yansımalarına bakmaya başladım. Bir yandan PS3�ün muntazam grafiklerine sırıtır bir şekilde kendimi kaptırmış bakarken diğer yandan da arkaplanda dır dır dır konuşan Crash FM�den DJ Atomica�yı dinliyordum. DJ konuşurken aşağıda da altyazı geçiyordu. Bazen anlaşılmıyor çünkü ne dediği. Ne yapmamızı istediğini anlamak güç olabiliyor. Altyazının her oyunda yapılması kesinlikle gerekli olan bir özellik olarak görüyorum kendimce. Sadece bu yüzden insan kafayı yiyebiliyor arasıra. (Ed: Assassin's Creed yüzünden olmasın?)

R2 ile arabamızı çalıştırdıktan sonra başlıyoruz Paradise şehrinin ufak bir kısmında dilediğimiz gibi tur atmaya. Buna hemen başlamadan önce hurdaya benzeyen arabamızı hemen bir tamir dükkanına sokup gıcır hale getireceğiz. Güzel olan bu tür yerlerde durmak yok. 1 mph ile de geçseniz 300 mph ile de geçseniz araba pırıl pırıl çıkıyor. Sadece tamirciyle kalmıyor ayrıca boyacı ve benzin istasyonları da mevcut (merak etmeyin benzinle işimiz yok). Boyacıda arabamızı daha şık bir hale getirebiliriz (mesela arabamıza hareket ettikçe ışığa göre değişen boya atabiliriz), benzin istasyonunda ise Burnout'taki en önemli şey olan boost'u dolduruyoruz.



Gelelim oyundaki kazalara. İşin can alıcı noktasına. İlk kazamı nasıl yaptığımı hemen anlatayım. Neredeyse son sürat gidiyordum, "oncoming" ile arabaların arasından geçip yollarda yağ gibi süzülüyordum, bunu yaparken de artist artist sağa sola bakıyordum, ayrıca bastığım yol da epey bir düz şekildeydi yani viraj falan yoktu. Sonra hatırladığım şeyse arabamın akordiyona benzemiş haliydi. Kaseti geri saralım sizin için.

Ağzımın suları akarak giderken ilerdeki barikatlara kim dikkat ederdi ki? Saliselik bir durumdu ve kaza olacağı belliydi, kamera açısı hemen değişti ve arabamla barikatı tepeden çeken bir kameraya geçti. Ağırçekim ile barikata ilk çarpma anındaki yamulmalar ve kemik kırılması gibi çıkan çatırtı sesleri, arabanın camlarının bir anda patlaması, tekerlekleirn ön tampon kısmında sıkışıp sağa sola fırlamasıyla artık ne diyeceğimi şaşırmıştım. Çünkü ağzım açık kalmıştı yanımdaki arkadaş kapadı. (Bu arada barikatlarda Ocak 2008�e kadar yol kapalı diyor). Yani görüldüğü üzere bunu açık bir şekilde anlamış bulunuyorum. Siz de anlayacaksınız merak etmeyin.

Sonra aklımdaki ilk şey şehirde freerun yaparken �acaba başka ne tarzda kazalar olabiliyor?� diye kendime sorduktan sonra ilk kurbanımı, ardından da diğerlerini seçmeye başlamaktı. Sanki kaza yapmaya aç bir canavar gibi oraya buraya saldırdım ve bu adamların sırf şu kaza animasyonları için ne kadar çok çalıştıklarını, karşımda görsem alınlarından öpeceğimi düşündüm. Arabalara patladıktan sonra her BO�da olduğu gibi değişen kamera açılarıyla kazayı daha gerçekçi bir hale getiriyor, kamera çok hareketliyken görüntü bulanıyor ve zoom yapılıyor.





Ford Racing 3 Full(İso) İNDİR OYNA




oYUN 5 parttan oluşum 400 mb dir.


http://rapidshare.com/files/504593/fordracing3.part1.rar [95 mb]
http://rapidshare.com/files/520877/fordracing3.part2.rar [95 mb]
http://rapidshare.com/files/564142/fordracing3.part3.rar [95 mb]
http://rapidshare.com/files/564218/fordracing3.part4.rar [95 mb]
http://rapidshare.com/files/556167/fordracing3.part5.rar [15 mb]

Rar pass:www.forumatak.com





Need For Speed Pro Street İNDİR




http://rapidshare.com/files/81746818/Araba_Yarisi.part01.rar
http://rapidshare.com/files/81750568/Araba_Yarisi.part02.rar
http://rapidshare.com/files/81754414/Araba_Yarisi.part03.rar
http://rapidshare.com/files/81758311/Araba_Yarisi.part04.rar
http://rapidshare.com/files/81762141/Araba_Yarisi.part05.rar
http://rapidshare.com/files/81765937/Araba_Yarisi.part06.rar
http://rapidshare.com/files/81769617/Araba_Yarisi.part07.rar
http://rapidshare.com/files/81773676/Araba_Yarisi.part08.rar
http://rapidshare.com/files/81777720/Araba_Yarisi.part09.rar
http://rapidshare.com/files/81781645/Araba_Yarisi.part10.rar
http://rapidshare.com/files/81785767/Araba_Yarisi.part11.rar
http://rapidshare.com/files/81789877/Araba_Yarisi.part12.rar
http://rapidshare.com/files/81793768/Araba_Yarisi.part13.rar
http://rapidshare.com/files/81797649/Araba_Yarisi.part14.rar
http://rapidshare.com/files/81801489/Araba_Yarisi.part15.rar
http://rapidshare.com/files/81805469/Araba_Yarisi.part16.rar
http://rapidshare.com/files/81809724/Araba_Yarisi.part17.rar
http://rapidshare.com/files/81810118/Araba_Yarisi.part18.rar

Kesinlikle full ve calısıyor.Yapmanız gereken rarlı dosyarı bir klasore cıkarmak, olusan klasorde ki Setup yazan dosyaya tıklayın. kurulum baslayacaktır. tamamlandıktan sonra hemen oynayabilirsiniz, crack sifre felan istemez.





Unreal Tournament III


lasik seriler arasında sayabileceğimiz Unreal Tournament uzun bir aradan sonra tekrar oyun dünyasına döndü. Özlediğimiz serinin yeni bölümünü yeni nesil sistemlere yönelik hazırlayan yapımcı firma Epic Games, UT3'ün PC versiyonunu geçenlerde piyasaya sürmüştü. Şimdi de PlayStation 3 ile bu klasik first person shooter oyununu konsollara taşıyor. Sony ile olan anlaşmaları gereği Xbox 360 kullanıcıları malesef bir müddet daha bekleyecekler. Fakat sonunda 360 için de çıkacak oyun gerçekten beklemeye değer nitelikte.

Unreal Tournament oyunları her zaman kendini yenilemeyi bilen klasik shooter oyunlarından birisidir. Unreal Tournament 3 adıyla piyasaya çıkan bu yeni bölümde de oyunun tarzı hiç değişmemiş ve Unreal ruhu yeni nesil kaliteye başarı ile taşınmış.

Daha güzel görünen, fakat bildiğimiz Unreal

Unreal Tournament 3 ünlü Unreal motorunu kullanıyor ve oyunun arkasında daha önce Gears of War gibi dev bir yapıma imza atmış olan bir ekibin olduğu hemen anlaşılıyor. Epic Games ekibi Sony'nin teknisyenleri ile yaptığı çalışmalarla birlikte Unreal motorunu PS3 için başarılı bir şekilde modifiye etmişler. Oyun temiz bir hızda, hiç takılmadan başarı ile çalışıyor. Unreal motorunun da etkisi ile görsel bir şahaser olan oyun oyuncuya vermesi gereken o "Adamlar nasıl yapmış be!" etkisini her sahnede yaşatıyor.

Oyunun oynanışı üzerinde serinin eski bölümlerine nazaran büyük değişikliklere gidilmemiş. Unreal bildiğimiz o çok hızlı ve bağımlılık yapan eski shooter. Unreal oyun hızı ile kendini diğer shooter oyunlarından farklı bir köşeye koyuyor. Öldüğünüz anda düğmeye basarak anında oyuna giriyor ve bir saniye bile geçmeden az önce çıktığınız cehenneme geri dönüyorsunuz. Unreal buna sizi öyle bir alıştırıyor ki, oyunda ölmek diğer oyunlarda olduğu kadar sizi rahatsız etmiyor. Oyunun hızı sizi oyuna gerçek anlamda bağımlı yapıyor ve her an damarlarınızdaki adrenalini hissedebiliyorsunuz.

Konsolda klavye ile shooter oynamak!

PS3 sahiplerinin çok sevineceği bir yenilik ise kontroller ile ilgili. Tabii ki Sixaxis ile yönetim başarılı bir şekilde hazırlanmış ama ilk defa bir shooter oyununda klavye ve mouse kullanımına izin verilmiş. Ben basit kablosuz bir Logitech keyboard/mouse seti ile oynadım ve hayli verim aldım. Mouse hassasiyeti için ayarları değiştirerek kendinize uygun hale getirebiliyorsunuz. Hedef alma konusunda Sixaxis'e göre çok daha başarılı bir kullanıma sahip oluyorsunuz. Mouse ile ekranın hareketi çok daha hızlı olduğu için ekranda ufak teklemeler olabiliyor ama oyunun zevkini bozacak boyutlarda bir sorun yaşanmıyor. UT3 ile başarılı bir şekilde geliştirilen bu yöntemin diğer shooter oyunlarında da uygulanmasını hepimiz isteriz.

Ne gerek var tek kişilik senaryoya

Eski UT oyunlarındaki maçlar bir turnuvanın müsabakaları olarak biliniyordu. UT3'ün tek kişilik senaryosunda yapacağınız maçlar artık bir turnuvayla alakası olmayan, gerçek bir savaşın parçaları olarak senaryoya eklenmiş. Tek kişilik senaryoda, multiplayer oyunlarındaki tüm haritalar, silahlar ve oyun tipleri karşınıza çıkıyor. Mesela; savaşın gidişatı adına bu bölgeyi ele geçirmemiz gerekiyor diyen komutanı dinledikten sonra Capture the Flag (Bayrak kapmaca) oynayarak o bölgeyi ele geçirmeye çalışıyoruz. Yani konuyu daha bir derinleştirmek için ara demolar eşliğinde bir senaryo hazırlamışlar ama bu senaryonun içinde yine bildiğimiz deathmatch, team deathmatch, capture the flag vs. gibi oyunları oynuyoruz.Fakat ara demolar gerçekten görülmeye değer. Kısacası oyunun tek kişilik senaryosu çok derin bir kurguya sahip olmasa da oynanacak kalitede ve online oyunlarda seçebileceğiniz karakterleri açmanız için bitirmenizde yarar var.

UT3'de tek kişilik veya çok kişilik oynayabileceğiniz oyun stilleri arasında Deathmatch, Team Deathmatch, Capture the flag dışında 3 yeni oyun tarzı var. Vehicle CTF; bayrak kapmaca ile aynı fakat daha büyük haritalarda, araçları da kullanarak oynuyorsunuz. Warfare'de; İki takımında merkez üsleri ve üslerindeki merkez çekirdekleri var. Ayrıca oyun alanına dağılmış diğer bölümler var. Herhangi bir bölümü ele geçirerek diğer bölgelere bağlantı kuruyorsunuz. Sadece bağlantınız olan bölgeye saldırabiliyorsunuz. Amacınız rakinizin üssüne, diğer bölgeleri ele geçirerek bağlantı kurmak ve merkez çekirdeği yok etmek. Hayli zorlu ve iyi bir takım çalışması gerektiren bir oyun. Son olarak da Duel; rakibinizle teke tek kapışma oyunu.



Oyunda seçebileceğiniz haritalar ve tasarımları gerçekten şahaser. Çok ustaca yapılmış olan bu haritalarda özel bazı durumlar oyunun konrollerini ve hatta stratejilerinizi değiştiriyor. Örnek vermek gerekirse, Sandstorm haritasında belirli aralıklarda tüm haritada kum fırtınası yaşanıyor ve çok yakınlarınızdakiler dışında bir şey göremiyorsunuz. Düşman bölgeden doğru zamanda kapılmış bir bayrağı fırtınanın içerisinde gizlice kaçırabilirsiniz. Bazı haritalarda yer çekimi düşük ve karakteriniz açık alanlarda zıpladığı zaman havada uzun süre süzülebiliyor. Tabii bu da oyuna büyük zenginlik katıyor. Bunlar gibi bir çok öğe haritaları zenginleştirmiş ve oyuna büyük bir lezzet katmış.





God of War: Chains of Olympus'un yeni videosu




Sony, PSP platformu için hazırlanan aksiyon oyunu God of War: Chains of Olympus'un yeni videosunu yayımladı. İlk iki oyunla hikaye açısından herhangi bir benzerlik göstermeyecek ve yeni bir hikayeye sahip olacak oyunun videosu ile sizleri baş başa bırakıyoruz.



İzlediğiniz videoyu isterseniz bu adresten bilgisayarınıza indirebilirsiniz. God of War: Chains of Olympus 4 Mart 2008 tarihinde piyasaya sürülecek.





Highlander: The Game'in ilk videosu buradaaa


Highlander: The Game'in ilk videosu yayımlandı

14.01.2008 23:47
Emre Acar
Kaynak: http://www.highlanderthegame.com





Eidos geliştirmekte olduğu aksiyon oyunu Highlander: The Game'in ilk videosunu yayımladı. Ülkemizde İskoçyalı adıyla izlediğimiz filmin lisansına sahip olan oyunun videosunu sizlere sunuyoruz.



İzlediğiniz videoyu isterseniz bu adresten bilgisayarınıza indirebilirsiniz. PC, Xbox 360 ve PS3 platformları için hazırlanan oyunun ne zaman piyasaya sürüleceği bilinmiyor.





Haftanın en çok satan PC oyunları (A.B.D.)



Haftanın en çok satan PC oyunları (A.B.D.)

15.01.2008 10:22
Kaynak: http://www.npd.com



The NPD Group'a göre Amerika'da haftanın en çok satan 10 PC oyunu şöyle:

  • 1. Call Of Duty 4: Modern Warfare - Activision
  • 2. World Of Warcraft - Blizzard
  • 3. The Sims 2: Deluxe - Electronic Arts
  • 4. World Of Warcraft: Battle Chest - Blizzard
  • 5. World Of Warcraft: Burning Crusade - Blizzard
  • 6. The Sims 2: Teen Style Stuff - Electronic Arts
  • 7. The Sims 2: Bon Voyage - Electronic Arts
  • 8. CrySis - CryTek/Electronic Arts
  • 9. Half Life 2: Episode 2 The Orange Box - Valve/Electronic Arts
  • 10. The Sims 2: Seasons - Electronic Arts


    Liste 29 Aralık 2007 - 05 Ocak 2008 tarihleri arası baz alınarak hazırlanmıştır.




  • Championship Manager 2008 Tanıtım


    "Elimdeki kabın içinde CD'n olmasa,
    Bende eski CM'lere hasret olmasa,
    Birde cana can katan o ismin olmasa,
    İsmin olmasa;
    Ah bu CM çekilmez,
    Ah bu çile çekilmez,
    Sen olmasan FM,
    Ah bu "futbol" çekilmez..."



    Ağlamak yoook, gülmek var

    avaş yavaş senenin sonuna yaklaştığımız şu günlerde Championship Manager 2008 tıpkı diğer menajerlik oyunları gibi beklediğim bir oyundu. Bu sene ilk defa kotaya kıyıp(TT'a sevgiler...) demosunu deneme fırsatına da erişmiştim. Demoda ve oyunun kendisinde ilk izlenimlerim güzel olmasına rağmen devamı pek hoş olmadı. Neden mi?


    West Ham ve £45M transfer bütçesi... Şaşırdım!


    Düşmanlık yoook, dostluk var

    İncelemeye biraz karamsar başladığımın farkındayım. Dilerseniz kısa bir süre içinde olsa bu karamsarlığı bir kenara bırakıp yeniliklere göz atalım. İlk ve en iddialı yeniliğimiz ProZone. Geçen sene seriye eklenen bu özellik bu sene bir hayli geliştirilmiş. Maçtan sonra o maçtaki golleri, iki takımın artılarını ve eksilerini örnekler vererek anlatan bir mesaj alıyoruz. Tüm bu örnekleri maç motoru üzerinde tekrar tekrar izlemek mümkün. Böylece takımızdaki eksikleri kolayca belirleyebiliyoruz. Gerçekten hoş bir yenilik olmuş diyebilirim. Bir diğer göze çarpan gelişme ise arayüz. İlk başta alışması zor gelse de serinin eski oyunlarını anımsatmıyor değil. (keşke oyun her yönüyle bize eskiyi tekrardan yaşatabilseydi�) Tüm bu yeniliklerin yanı sıra oyuncu eğilimleri, geliştirilmiş maç motoru, daha gerçekçi transferler, basitleştirilmiş antrenman sistemi, yenilenmiş medya ve güncellenmiş database göze çarpanlar arasında. Son olarak hakkını yememek lazım oyun ciddi bir biçimde hızlanmış. Kaydetme ve yükleme sürelerinden oyunun akışına kadar her şey hızlı bir biçimde ilerliyor. Hatta oyuna başladığım ilk saatlerde "Save" tuşuna basıp bir an için arkamı döndükten sonra "Kaydetmedi mi acaba?" diye tereddüde düştüğümü hatırlıyorum...





    Project Offset


    elki de çok az kişinin bildiği, duyduğu bir proje Project Offset. Bundan yaklaşık üç, dört yıl önce duyurulmuş ve o zaman yayımlanan ekran görüntüleri ile oyuncularda bir hayli merak uyandırmıştı. Offset Software adındaki bağımsız bir oyun yapımcısı tarafından geliştirilen bu proje, hala yayımcısının kesinleşmemesi nedeniyle isminin yanındaki �Working Title� ifadesini koruyor. Ama bir kez ışığı alan meraklı bizler ve bizim gibiler, Offset evrenini didik didik edip, yapımcıların günlük blog sayfalarını takip altına almayı sürdürüyor. Bu güne kadar internete sızmış veya ilk ağızdan yapılmış haberleri ve detayları toplayıp, sizin için ufak bir izlenim yazısı hazırladık. Bakalım elimizde neler var.

    İki ayrı isim, tek bir kader

    Haidar adlı bir savaşçı ve intikam peşindeki Jöktan isimli bir goblin hikayenin ana hatlarını oluşturan çizgiler. Haidar, uzun zamanlar önce ayrıldığı Abinden Castle�a çok önemli bir hazineyi çalmış ve iade etmek için geri döner. Dönüşü ile birlikte onu karşılayan sürpriz ise beklemediği kadar kötüdür. Geçmişten beridir süre gelen düşmanları goblinler, Abinden Kalesi�ni ele geçişmiş ve her yeri yakıp yıkmışlardır. Eski hatıralardan sadece birkaç parça kaldığını gören Haidar, geri kalanları korumak için kendisine ve şehrine söz verir. Project Offset�in en ilginç yanı ise bu söz ile birlikte başlar. Abinden Kalesi�ni bu hale getiren, Hader�i bilinmeyene sürükleyenlerden biri de, insanlardan intikam almak için yemin etmiş olan Jöktan�dır. �Paralel dünyaların hikayesi� olarak adlandırabileceğimiz bu anlatım tarzı, bundan önce Sin City veya Crash gibi filmlerde de karşımıza çıkmıştı. Birbirini tanımayan iki ismin aynı kader çizgisinde, zamanın bir köşesinde birleşmesi. PO�ya indirgeyerek açıklarsak ; Abinden Kalesi�ni 1 gün önce gelip yerle bir ederken Jöktan�ı, hayatımız pahasına korurken ise Haidar�ı kontrol edeceğiz. Oyun boyunca bize birçok alternatif sunacağı kesin olan bu sistem, karşımıza çıkan görevlerde seçim





    Lego Star Wars: The Complete Saga ( İndir Oyna Tanıtım)


    ok sevgili Lucas Amca'nın aklına mı geldi yoksa torunlarından biri mi önerdi bilinmez, 2005 senesinde ilk LEGO temalı Star Wars'u her platformda bizlere sunmuştu yaşlı kurt. Tabii ki isim sahibinin yanında bu işin altından başarı ile kalkan yapımcı Traveller's Tales�ı da unutmamak lazım. Alınan olumlu eleştirilerden olsa gerek, seriyi The Original Trilogy ile devam ettirme kararı almışlardı. Ama ne yazık ki hatalarla dolu bir yapımdan daha ileriye gidememişti. Aradan geçen zaman ile birlikte yaptıklarından ders alan T.Tales ekibi geçtiğimiz ay PS3, Xbox 360, Wii ve Nintendo DS için gözden geçirilmiş ve ilk iki oyunun birleşimini içeren yeni bir LEGO Star Wars ile kozlarını bir kez daha oynadılar. Biz de DS'imiz ile ufak ekranlarda ışın klıçları ile neler yapabileceğimizi yakından inceledik.

    Güç seninle olsun, bana yaramıyor zaten

    The Compete Sega, tüm Star Wars bölümlerinin (Lego Star Wars I, II) bir toplamı niteliğinde. The Phantom Menace'dan Return of the Jedi�a kadar tüm Episode�ları, her biri 4-6 ayrı ufak parçaya ayrılmış şekilde keşfediyoruz. Filmler boyunca karşılaştığımız önemli ve akılda kalıcı sahnelerden oluşan bu bölümlerde, seri süresince tanıma imkanı bulduğumuz tüm karakterler ile oynama şansına erişiyoruz. Episode I, II, II'de 51, IV, V ve VI'da 63 olmak üzere toplamda hayli tatmin edici bir kadroya sahip. Tüm bu isimleri hikaye takibi nedeniyle kontrol edemiyorsak da, her bölümün bitimi ile açılan 'Free Mode' sayesinde yeteneklerini sergileme imkanına erişiyoruz. Aslında bu Free Mode'un amacı sadece istediklerimizle oynama olanağı değil. Önceden bitirdiğimiz ama keşfedemediğimiz yanları olan bölümleri tekrardan denemek için oyuncuya verilen ikinci bir





    Universe at War: Earth Assault İndir Oyna Tanıtım


    etroglyph Games'i pek çok oyuncu 2006 yılının başında piyasaya sürdükleri RTS oyunu Star Wars: Empire at War ile tanıdı. Bu oyun ile Star Wars efsanesinin strateji oyunlarındaki başarısızlığı da son bulmuş oldu. Ufak tefek hatalarına ve eksiklerine rağmen (Lucas Arts sağolsun) Empire at War, Star Wars fanatikleri tarafından ve pek çok strateji sever tarafından oldukça beğenildi ve uzun süre oynandı. 2006 yılının sonlarında ise Star Wars: Empire at War'ın genişleme paketi Forces of Corruption piyasaya sürüldü. Bu paket de oldukça beğenildi ve birçok dergiden iyi eleştiriler aldı. Eski bir kısım Westwood çalışanlarının kurduğu Petroglyph Games bu genişleme paketinin ardından hemen yeni RTS oyunları Universe at War: Earth Assault'u geliştirmekte olduklarını duyurdular (oyun seri olarak düşünülüyor, Earth Assault serinin birinci oyunu. Zaten oyunun son sahnesinden devamının geleceğini rahatlıkla anlayabiliyorsunuz). Universe at War piyasaya sürülmeden yapılan hemen hemen tüm röportajlarda yapımcı firma oyunun en büyük özelliğinin birimlerimizi istediğimiz gibi modifiye etmemize yarayan bir sisteme sahip olacağını belirtiyordu. Ve sonunda beklenen gün geldi ve Universe at War: Earth Assault nihayet piyasaya sürüldü. Bakalım oyunumuz yapımcı firmanın belirttiği özelliklere sahip mi?

    Dünya Nasıl Olsa İşgal Halinde, Bir Tekme De Biz Vuralım

    Universe at War: Earth Assault, oldukça klişe bir senaryoya sahip. Oyunda dünyamızı Hierarchy ismine sahip uzaylılar işgal ediyorlar. Bu uzaylılara karşı dünyalılar tam yenilmek üzereyken Hierarchy'in eski ve azılı düşmanı olan Novus ırkı dünyalıları kurtarıyor ve Hierarchy'ye karşı savaşmaya başlıyorlar. Hierarchy ırkı tam yenilmek üzereyken yanlışlıkla eskiden ihanet ettikleri Masari isimli ırkı uyandırıyor. Masari ırkı Hierarchy (ne kadar zor yazılıyor bu, bir bilseniz) ırkını yok etmek ve dünyanın yeniden hakimi olmak için önüne gelen herşeyi yok etmeye başlıyor. Evet oyunun hikayesi tamamiyle böyle, Universe at War'un ne kadar klişe bir hikayeye sahip olduğunu sanırım anlamışsınızdır. Ancak tek kişilik senaryo bölümündeki muhteşem videolar (hemen hemen her bölümden sonra videolar çıkıyor) ve güzel oynanış sayesinde hikayeyle pek ilgilenecek vaktiniz olmuyor. Universe at War: Earth Assault oynanabilir 3 tane ırk bulunuyor. İnsanlarla oynamıyor muyuz diye sorabilirsiniz. Evet oyunun ilk alıştırma görevini insanlarla oynuyoruz ancak sonradan devreye Novus ırkının girmesiyle onları yönetmeye başlıyoruz (zaten insanların ne kadar aciz kaldığını görünce insanlarla oynamak da pek istemezsiniz). İnsanlarla oynayamamak bir bakıma iyi sonuçta pek çok oyunda hep insanlarla oynuyoruz (Skirmish ve çoklu oyuncu modlarında da insan ırkı seçilmiyor, sanırım genişleme paketleri veya 2. oyun ile insan ırkı oyuna eklenecek). Oyunda tek kişilik senaryo bölümünde her ırk için 3 tane senaryo bulunuyor. Sırasıyla bunları oynuyorsunuz. Eğer tüm görevleri yerine getirerek ve haritalarda basmadık yer bırakarak oynarsanız yaklaşık 15 saat gibi bir sürede oyunu bitirebiliyorsunuz. Universe at War'da her ırkın özelliklerini anlatan alıştırma videoları da bulunuyor. Oyuna başlamadan bu videoları izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Bu sayede oyuna kolaylıkla alışabilirsiniz (videolara ana menüde bulunan "Tutorials" kısmından ulaşabilirsiniz).


    Universe at War: Assault'ta bulunan 3 ırk tamamiyle birbirinden farklı olarak hazırlanmış. Tüm ırkların oynanışları çok ama çok farklı, StarCraft'tan bu yana ırklar arasında bu kadar çeşitliliğe ve farklılığa ilk defa bu oyunda rastladığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Ayrıca tüm ırkların kendine has özel güçleri de bulunmakta. Neyse lafı daha fazla uzatmadan üç ırkın özelliklerine kısaca bakalım isterseniz:

    Novus: Bu ırk oyunun en yüksek teknolojiye ulaşmış olan ama birimleri en kırılgan robotik özellikteki ırkı. Ancak bu teknolojiyi kullanabilmeleri için haritaya birçok enerji kulesi dikmeleri gerekiyor. Bu kuleleri diktikten sonra bu ırkı kimsenin durdurabileceğini zannetmiyorum. Bu kuleler sayesinde birimlerinizi haritanın bir ucundan diğer bir ucuna çok hızlı bir şekilde transfer edebiliyorsunuz ve düşmanlarınıza beklemedikleri noktalardan saldırılar düzenleyebiliyorsunuz. Bu özellik sayesinde ucuz birimleri çok sayıda üretip düşman üssüne topluca gönderebilirsiniz. Novus kaynaklarını haritada bulunan inorganik maddelerden sağlıyor (binalar, sokak lambaları,





    Super Mario Galaxy


    alet çantasını alarak dükkandan çıktı. Az önce
    telefonda bir müşteriyle konuşmuş şimdi de onun evine doğru ilerliyordu. Zaten bu işlemi günde yüzlerce kez yapardı. O bu ülkenin gelmiş geçmiş en büyük muslukçusu idi. Kasketini kızgın güneşten korunmak işin başına geçirdi ve evin yolunu tuttu. Kapıdan girmesiyle çıkması bir oldu. Bu tip işler onun için artık çerez sayılırdı çünkü. Musluğu bozulan ev hanımı ücreti ödemeye çalıştı ama o kabul etmedi. Çünkü o halkın kahramanıydı, gönül insanıydı. Biraz zaman sonra ofisine döndü koltuğa yayıldı. Kabiliyetinin farkındaydı, ��en iyi�� olduğunu biliyordu. Artık kendimi burada daha fazla heba etmemeliyim ufkumu genişletmeliyim diye düşündü. Hemen ardından ��dünyanın gelmiş geçmiş en iyi muslukçusu�� ünvanını ��galaksiler arası en iyi muslukçu�� haline getirmek için çalışmalara başladı�

    Ne o, bu hikaye size saçma mı geldi yoksa? Yapmayın şimdi Mario gibi biri başka türlü niye uzaya açılmaya karar versin ki? Ne? Yıllardır bir işi beceremeyen kaplumbağa Bowser bir uçan daire yardımıyla Prenses Peach�in içinde bulunduğu şatonun tamamını yerineden söküp alıp uzaya götürdü ve bunun üstüne de Mario kendisine verilen bazı abidik gubidik güçler vasıtası ile Prensesi kurtarmak için Galaksiler arası yolculuğa çıktı öyle mi? Gerçekten benimkinden daha mantıklı bir hikaye oldu emin ol�

    Uzaya Çıkan İlk Kişi Bir Muslukçudur!

    Neyse bırakalım şimdi oyunun hikayesini de asıl olaya giriş yapalım artık. Nintendo Wii piyasaya çıktığında bazı çıkış oyunları vardı. Genelde nanay olan bu çıkış oyunları arasında Wii�nin çıkış tarihine yakın çıkan ilk ��konsol aldırıcı�� oyun Zelda: Twilight Princess oldu. Wii sahipleri uzun süre bu oyunla oyalandılar çünkü her ne kadar konsola bol bol oyun çıksa da ��sarsıcı�� sınıfına girecek oyun pek çıkmıyordu. İşte ta o zamanlar dahi her Wii sahibinin aklında bir iki oyun hep vardı.�� Metroid Prime 3 çıksın aleti estireceğim��, ��Super Smash Bros Brawl çıksın makineyi hüpleteceğim�� gibi değişik cümleler kuruluyordu. İşte tüm bu büyük beklentilerin en büyüğü, tüm bu ��konsol aldırıcı�� oyunların en aldırıcısı oyun olan Super Mario Galaxy artık bizlerle. Dünya üzerinde yarattığı büyük etki nedenmiş, aldığı tüm o övgü dolu sözleri hak ediyor muymuş gelin bir de biz bakalım...




    Oyunu açtığımızda klasik tüm Wii oyunlarında olduğu gibi bir profil yaratmamız için Mii seçmemizi istiyor. Kendimize ait bir Mii�ye sahip isek onu seçip (tercihen) profilimizi yaratarak oyuna giriş yapıyoruz. Oyuna başladığımızda direk fezaya uçmuyoruz. Önce yukarıda anlattığım saçma hikaye vuku buluyor (ikinci olanı). Prenses Peach kaçırılınca bizde onun peşinden uzaya yol alıyoruz. İlk etapta bazı küçük tavşancıklar ��tutorial�� tadında oyunu anlatıyor bize şöyle yaparsan zıplarsın, böyle yaparsan hoplarsın gibi. Heh tamam ben artık oyunu kavradım dedikten sonrada galaksi galaksi dolaşmaya başlıyoruz. Ancak bizim muslukçu Mario gezegenler nerede, oralara nasıl gidilir bilmediğinden Rosalina isimli bir hatun kişi bize yardımcı oluyor. Her şeyin bir karşılığı var tabi ki o bize Galaksiyi gezdiriyor biz ona yıldız getiriyoruz ve güzelce geçinip gidiyoruz. Bitirdiğimiz her bir gezegen sonunda bir yenisi açılıyor ve böylece oyun alanı dallanıp budaklanıyor. Genelde açılan bir galaksinin 3 alt bölümü oluyor. Buda ��oyun alanının maksimum verimle kullanılması�� isimli kitaptan öğrendikleri bir şey olsa gerek. Her bir gezegeni bitirdiğinizde bir yıldız kazanıyorsunuz ve 60 yıldıza sahip olduğunuzda oyun bitiyor ama sonlanmıyor (o nasıl oluyor affedersin?). Şöyle ki oyunun tümünde elde edebileceğiniz 120 adet yıldız var 60 tanesini elde ettiğinizde oyunu bitirdim diyerek kaldırabilirsiniz ama ��ben bu oyunu yerim, içini dışarı çıkartırım�� diyorsanız uzunca bir oyun süresi sizi bekliyor demektir�





    X-men The Offical Game Foto
















    X-Men The Official game:
    X-men ailesinden Wolverine, Nightcrawler ve Iceman karakterlerini yönettiğiniz bu dövüş aksiyon oyununda X-men: The Last Stand filmine bağlı kalınmıştır. Son kez X-Men ile savaşmaya hazırmısın?

    Minimum sistem gereksinimleri:
    -Direct X 9 destekli 64 mb ekran kartı
    -Windows 2000 veya XP
    -Pentium 3 1.2 GHz veya AMD Athlon XP 1500+
    -256 Mb Ram
    -3Gb hdd
    -16 bit ses kartı
    -Dirct x 9
    -16x Cdrom
    -Tüm GeForce ve ATI 64mb ekran kartları






    Jaws Unleashed Rip 3


    Sadece Oyun Dışı Bonus Videolar Riplenmiştir.


    Kurulum:

    part1 part2 part3 ü bi klasöre çıkardıktan sonra rituel den install edilcek setup.bat kendi gelicek o bitince başka bişey daha gelcek kendi install edicek setup reg gelcek setup regden çıkınca oyun hazır

    Jaws Unleashed



    Tür:Aksiyon
    Yapımcı:Appaloosa Interactive
    Dağıtımcı:Majesco
    Platform:Pc, Xbox, Ps2
    MultiPlayer:Yok






    Oyunda Dünya'nın en ünlü köpekbalığı olan büyük beyaz köpekbalığı "JAWS" oluyoruz.

    Oyunda ilk başta bir tutorial ile başlıyoruz ve tutorialın sonunda bizi kaçırıyorlar ordan kurtulduğumuzda kendi başımızda istediğimiz yerde dolaşabiliyoruz ve istediğimiz zaman görevlere girip çıkabiliyoruz istediğimiz zaman "chalenges" adındaki bonus görevlerdende yararlanabiliyoruz.

    Ve oyunumuzda "JAWS"ın bazı skilleri var.Bu skiller

    1.Power(Güç)
    2.Accuracy(İsabetlilik)
    3.Speed(Hız)
    4.Hungry(Açlık)
    5.Health(Sağlık)

    Bu skillere bölümlerden aldığımız, gemileri patlattığımızda aldığımız, insan ve balık yiğerek aldığımız puanlarla artırıyoruz.Skillerin kademeleri;
    1.Kademe 10.000 points
    2.Kademe 20.000 points
    3.Kademe 40.000 points
    4.Kademe 80.000 points


    OyUn İçİ ReSiMlEr:








    Oyunun Oynanışı İle İlgili Bir Video